Reklam

36 şehidin ardından: Ar damarı ve dış politikanın muhasebesi

0

Suriye’de yitirdiğimiz 33 vatan evladından sonra anlıyoruz ki AK Parti iktidarının artık söyleyecek sözü kalmamış. Her gün sabah, öğle, akşam ayrı ayrı konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Şubat da İdlib’den gelen şehit haberleri hakkında ilk sözlerini 29 Şubat da söyleyebildi. Dolmabahçe’deki ofisinde partisinin milletvekilleriyle toplanıp kahvaltı yapan ve sonrasında konuşan Erdoğan, İdlib şehitlerinin sayısının 36’ya yükseldiğini söyleyip sözlerine devam etti.

Erdoğan sözlerine devam etti ama halkın beklediği açıklama Erdoğan’ın ağzından nedense çıkmadı. Tüm Türkiye’nin ciğeri yanarken, koskoca Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllar öncesine gidip Gezi Parkı eylemlerine değiniyor, Bezmialem Valide Sultan Camiinde içki içtiler diyor, “1,5 asırdır devam eden Türkiye’nin sorunlarını 2023 vizyonu sayesinde” çözdüğünü anlatıyor, 15 Temmuz darbe girişiminden bahsediyor, Trump’la yaptığı eğlenceli sohbetinden ayrıntılar veriyor, Almanya Başbakanı Merkel’den mülteciler için para istediğini, Merkel’in de 25 milyon avro vereceğini söylüyordu.

Tek kelimeyle acınası…

Bu arada dün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’da Katar Emirinin davetiyle, ABD ile Taliban arasında imzalanan anlaşma için Katar’a gitti. Gün içinde bir ara Rus ve Türk heyetlerinin anlaşma sağladığı duyuruldu. Edirne sınırına on binlerce mültecinin akın etmesi gündeme taşındı. Şehit cenazelerinden paylaşılan fotoğraf ve videolar yürekleri dağladı ama 36 askerin İdlib’de şehit olmasının sorumluluğunu kimse almadı. Birilerinin ar damarı çatlamış, devlet adamlığı ayaklar altına alınmıştı da ondan.

Diğer haberler

Kibir ve inkar

*

Günlerdir peş peşe gelen şehit haberleri, Lidya’dan, Suriye’den…
Haklı olarak vatandaş, partiler, siyasetçiler, gazeteciler soruyor: Niye?
Eleştiriler yöneltiliyor, dış politikanın yanlışlığı anlatılmaya çalışılıyor…
Canı yanan insanlar haykırıyor ve karşılarında birileri savunmaya geçiyor.
Şehit haberlerinin gelmesinin ardından sosyal medyada oluşturulan #ErdoganınYanındayım etiketiyle ne amaçlanıyor? “Yansın Suriye yıkılsın İdlib” sloganıyla ne yapılmak isteniyor? Bu sözlerle, bu sloganlarla, bu propagandayla birilerinin gazının alınacağı ama yaraların sarılamayacağını niye görmüyorlar? Erdoğan niye Kılıçdaroğlu’na çatıyor? Berat Albayrak sabahın köründe niye ekonomiyle ilgili rakamlar açıklama gereği duyuyor? 36 şehidin ardından yıkılsa Suriye, yansa İdlib, şaha kalksa ekonomi ne yazar?

Reklam

*

Yaşadığımız her üzüntülü olayda Mustafa Kemal’in yaşarken her biri çok değerli birer miras olarak bize kalan sözleri, yazdıkları, koyduğu yasaları ve bazı kuralları geliyor aklımıza. Şu günlerde yaşadığımız acıların yaşanmaması için neredeyse 100 yıl önce Mustafa Kemal’in belirlediği dış politikada uygulanması gereken 5 kuralı öğrenmek garip bir hisse bürüdü içimi. Bu beş kuralı tek tek okurken son birkaç yılda yaşadıklarımız film şeridi gibi geçti gözümün önünden.

Bu 5 kural şunlardan oluşuyor:

1- Komşularınızın iç işlerine karışmayın.
2- Rusya’yı tahrik etmeyin.
3- Arap ülkeleriyle tarihi, sosyal, kültürel ilişkilerinizi geliştirin. Fakat aralarındaki anlaşmazlıklara karışmayın.
4- Sormadan akıl vermeyin.
5- Batı kültürünü benimseyin, fakat onların emperyalist emellerine alet olmayın.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu 5 kuralı/öğüdü tamda bu günler için söylenmiş sanki.

Türkiye olarak komşumuz Suriye’nin içişlerine karıştık ve yıllardır burnumuz pislikten çıkmıyor. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminden beri sürekli olarak Rusya’yı kışkırtıyoruz ve bölgenin süper gücünü bu nedenle karşımıza alıyoruz. Arap ülkeleriyle neredeyse hiçbir şekilde anlaşamıyoruz üstelik onların aralarındaki anlaşmazlıklara “ümmetin lideri” sıfatıyla karışmaktan bir türü iki yakamız bir araya gelmiyor. En önemlisi belki de: sormadan akıl veriyoruz. Bununla birlikte sormadan uygulamaya geçiyoruz. Sormadan her şey yapıyoruz. Sonuç olarak dış politikada berbat bir yere varıyor, şehitler veriyor, maddi manevi zarara uğruyor, bunlar olurken hiçte gocunmuyoruz. İşimize gelince batılı, işimize gelmeyince doğulu oluyoruz. Acı olan şu ki: son yıllarda en çok emperyalist ülkelerin emellerine alet oluyor, maşalıklarını yapıyoruz. Bunları yaparken de millilikten yerlilikten dem vuruyoruz.

Bir şey daha var, utanmıyoruz.

Reklam

Diğer haberler

Reklam

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sunduğumuz hizmeti geliştirmek amacıyla çerezlerden faydalanıyoruz. Daha fazla bilgi için kullanım sözleşmesi ve gizlilik politikasını okuyabilirsiniz. Tamam Daha Fazla Bilgi