Çok yorulduk ama insanlığa devam edebilecek miyiz?

1

Son aylarda peş peşe yaşadığımız birbirinden büyük acılarda gördük ki, toplumca yitirdiğimiz ne çok şeyimiz varmış meğer. Acımak duygumuzu yitirmişiz en başta. İnsanca bakabilmek ne zormuş. Kendinden olmayana bile saygı duymak, kendinden olmayan için bile hissetmek acısını ne büyük nimetmiş. İnsanın en büyük özelliği olan akıl etmesini, kendinden olmayan içinde kullanabilmesi ne kutsal bir değermiş…

Terör, doğal afetler, salgın, kadın cinayetleri, uyuşturucu ölümleri, intiharlar…

O kadar çok ölüm duyduk ki, belki de artık kulağımızın duyduğunu kalbimiz hissetmiyordur. Bizden olmayan o kadar çok insanın acısını seyrettik ki televizyonlardan, internetten, gazete manşetlerinden, elimizdeki telefonlardan, artık ilgimizi çekmiyor. Ta ki acı, bizim acımız olana dek.
“Acaba ben mi abartıyorum?” diyorum kendi kendime. Eskiler söyler hep, mahallede birisi vefat etse sesimizi çıkaramaz, televizyonu açamaz, gülümseyemez, ölü evinde matem dinene kadar bizim de evimizde matem havası eserdi diye. Şimdilerde öyle mi? Korona virüsten her gün onlarca insanımız ölüyor. Kim hissediyor onların acısını? Birkaç gün önceydi: Bir gazetenin küçücük bir köşesine iliştirilmişti şehit haberi. Sahi, ne oldu terör, sınır ötesi harekatlar, şehitlerimiz?

Dün, Grup Yorum üyesi Helin Bölek, 288 gündür sürdürdüğü açlık grevi sonucu hayatını kaybetti. Onun gibi düşünenler onu “Devrim Şehidi” ilan ederken, onun gibi düşünmeyenler “iyi ki ölmüş” dediler. Bense annesini düşündüm Helin’in. Babasını, kardeşlerini, sevdiklerini… Onlar ne hissettiler diye düşündüm. İçim acıcı. Canım yandı. Gözlerim doldu. Gencecik bir kadını hiç yokken hayattan koparan neydi? Onun gibi düşünmeyenlerdi.

Diğer haberler

Kibir ve inkar

Toplum olarak sadece duygularımızı yitirmedik biz. Yarın mutlaka bizimde ihtiyacımız olacağı halde, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını, eşitlik, ilke ve doğrularımızı yitirdik.

Dürüst olmak, adaletli olmak, iyi olmak yerine haklı olmayı seçtik. İdeolojik sınırlar çizdik kendimize. Din, dil, ırk, mezhep sınırları çizerek haklılığımızı duyurmak istedik. Ama dürüst değildik. Adaletli hiç değildik. İyi niyetli asla değildik. Ama hak verdiler bize bizim gibi düşünenler. Birileri acı içinde kahrolurken, onların acısıyla sevindik. Başkalarının acısıydı bizi haklı ve güçlü eden. Ne kötü, ne lanet bir haklılık bu… Ne iğrenç bir güç bu…

Yalnız olmadığımı o kadar iyi biliyorum ki… Çünkü toplumdan kendini soyutlamak isteyen, insan içine çıkmadan, iş yerine gitmeden, kimseyle konuşmadan, dünyadan ve yaşananlardan habersiz bir ömür sürmeyi isteyen o kadar çok insan var ki… Yüzsüzlükten, ikiyüzlülükten, içi boşaltılmış ve pislikle doldurulmuş siyasetten, çıkar ilişkilerinden, haksızlıktan, torpilden, insan hayatları üzerinden yapılan pazarlıktan, kendileri için başkalarını kullanan sözde iyi olanlardan o kadar bıkan, sıkılan, yorulan insan var ki… Artık duymak ve görmek istemiyor insanlar. Çekip gitmek isteği o kadar ağır basıyor ki, artık susmak istiyor milyonlar.

Ne çok ayrılmışız, ne çok yıpranmışız biz… Kaybettiklerimizi, yitirdiklerimizi nasıl telafi edeceğiz? Yeniden nasıl biz olacağız? Acımızla, neşemizle hep birlikte nasıl biz olacağız? Kaybettiğimiz özümüzü bulabilecek miyiz? Çok yorulduk doğru ama insanlığa kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz?

Diğer haberler
1 yorum
  1. Hace diyor

    İnsan kalmak en zoru derdi kulağıma çalınmış naif bir ses. O sese ve bu söze dayanarak söyleyebilirim ki zor olacak ama devam edeceğiz. En büyük imtihan da bu olsa gerek…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sunduğumuz hizmeti geliştirmek amacıyla çerezlerden faydalanıyoruz. Daha fazla bilgi için kullanım sözleşmesi ve gizlilik politikasını okuyabilirsiniz. Tamam Daha Fazla Bilgi