Reklam

Kibir ve inkar

0

Boğaziçi Kanununun birinci maddesinde açıkça belirtilir: “Bu Kanunun amacı; İstanbul Boğaziçi Alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemektir.”

Kanunda belirtildiği halde Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde izinsiz ve ruhsatsız bir faaliyette bulunmak yasaya aykırı davranmaktır ki bu bir suçtur.

O halde gazetecilerin kanunun açıkça belirttiği bir suçun işlenmesi halinde haber yapmasında kamu yararı ilkesi öne çıkar. Fakat kanun, ardında iktidarın gücü olanlara çok bir etki etmez, edemez. Nitekim de öyle oldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’nun, Üsküdar Kuzguncuk’taki evinin yanında bulunan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait araziyi kiralayarak bu bölgeye çeşitli yapılar inşa ederek Boğaziçi Kanununa aykırı faaliyette bulunması suç teşkil etmez iken, bu durumu haber yapan gazeteciler suçlu ilan edildi.

Söz konusu haberin diğer gazete ve haber sitelerinde de yer almasının ardından 17 Nisan’da İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından onlarca sitenin haberine erişim engeli getirildi. Üstelik haberi yapan muhabir ve Cumhuriyet gazetesine “terör soruşturması” başlatıldı.

Diğer haberler

Tekrara düşmek

Habere erişim engeli getirilmesinde gerekçe olarak ise, “Tüm dünyanın içinde bulunduğu salgın bir hastalık olan korona virüsle mücadelede birçok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen ülkemizin mücadeledeki başarısını sekteye uğratmak ya da gizlemek için sıradan bir olayı sırf milletimizin ve devletimizin mücadeledeki başarısını göstermemek için dikkatleri başka yönlere çekerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı” ifadeleri sunuldu.

(Savcılar, yürüttükleri soruşmada oldukça samimi bir dil kullanmışlar doğrusu.)

Reklam

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, korona virüs salgınıyla ilgili 27 Nisan’da yaptığı bir açıklamada, Altun’un eviyle ilgili çıkan haber ve eleştirilere şöyle yanıt verdi: “Kendisi ailesiyle birlikte, İstanbul’un eski bir semtindeki 45 metrekare taban oturumu olan mütevazi bir evde yaşamayı seçmiştir. Hukuken evini kendi arsası içinde büyütme imkanı olduğu halde bunu da yapmamıştır. Evinin yanında tüm mahallenin bizar olduğu 200 küsur metrekarelik mezbelelik alanı ise Vakıflar Genel Müdürlüğünden kiralayarak bakımını üstlenmiştir.”

Erdoğan Altun’u savunmuş, muhalefete ya da kimseye yedirmeyeceğini göstermişti.

Haberi ilk yapan muhabir Hazal Ocak, Cumhuriyet gazetesi Yazı İşleri Müdürü İpek Özbey, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Olcay Büyüktaş Akça ve foto muhabiri Vedat Arık, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma çerçevesinde emniyet tarafından aranarak ifadeye çağrılmış, gazetecilerde davete uyarak 30 Nisan günü gidip ifade vermişlerdi.

Özüne gelelim…

Konunun gelişim sürecini bu kadar anlatmak yeterli olur sanırım. O zaman sözü dün Fahrettin Altun’nun avukatının Kilit Haber’e gönderdiği maile getirelim. Altun’nun evinin yanında Boğaziçi Kanununa aykırı bir şekilde yapılan çalışmayı bizde haberleştirmiştik. Altun’nun avukatı Kilit Haber’e gönderdiği mailde, haberimizin yayından kaldırılmasını, aksi halde yasal işlem başlatacaklarını ifade etmiş.

Avukatın mailini okuduğumuz zaman yazı işleri olarak uzun bir süre güldüğümüzü hatta kahkaha attığımızı itiraf etmeliyim. Sonra şöyle geçirdim içimden: “Açıkça yasaya aykırı davrandıkları halde kendilerinde bir kusur bulmayan iktidar mensupları, sırf ardında iktidar olmadığı için her halükarda suçlu bulunan bir basın. Bu durumda kibir ve inkardır bir iktidarın sonunu getirecek olan güç. Çünkü insana herkesten çok kendisi zarar verir; Kendi kibri ve hakikati inkar edişi.”

Reklam

Diğer haberler

Reklam

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sunduğumuz hizmeti geliştirmek amacıyla çerezlerden faydalanıyoruz. Daha fazla bilgi için kullanım sözleşmesi ve gizlilik politikasını okuyabilirsiniz. Tamam Daha Fazla Bilgi